|
|
|
|
İslamda Peygamberlik ve Yalancı Peygamberlik Olgusu
|
|
Doç. Dr. Abdulgaffar Aslan
|
Kur’ân’a göre peygamberlik, İslâm dininin imân esaslarından biridir. Hz. Muhammed’in son peygamber, İslâm’ın da son din oluşu yeni bir peygamberin gönderilmesine ihtiyaç bulunmadığını ifade eder. Ancak Müslüman coğrafyada Müseylime ile başlayıp özellikle aşırı Şiî fırkalarla devam eden ve günümüzde de belli bir nüfuza sahip olan, başta İmâmiyye olmak üzere, İsmailîlik, Dürzîlik, Nusayrîlik, Yezidîlik, Bahâîlik, Kâdiyânîlik gibi isimler altında Hz. Muhammed ve onun aldığı vahiylerle ilgili olarak inkâra ve değiştirmeye varan tutum ve davranışı ortaya koyan bu ekollerin kurucuları, farklı teolojik ve terminolojik açılımlarla Allah’tan vahiy aldıklarını ve peygamber olduklarını iddia etmişlerdir.
|
|
|
|
|
|
Kelamda Te’vil Sorunu
|
|
Dr. Sabri YILMAZ
|
Ayet ve hadislerde Allah’a izafeten yer alan, insanların O’nu yaratıklara benzetmelerine ya da teşbihî bir tanrı tasavvuru oluşturmalarına yol açan ifadeler etrafında yapılan tartışmaların merkezinde te’vil sorunu vardır. Bu bakımdan te’vil, hem Mutezile’nin hem de Ehl-i Sünnet’in gündemini sürekli meşgul eden bir “problem” olarak Kelam ilminde önemli bir yere sahiptir.
|
|
|
|
|
|
Farabi ve İbn Haldun’da Siyaset
|
|
Doç. Dr. Lokman Çilingir
|
Farabi’yi dini siyaset yapan teologlarla aynı kategoriye yerleştirmek de onu on dokuzuncu yüzyılın pozitivist toplumbilimcileriyle yan yana koymak da hatadır. Onun gücü de zafiyeti de salt felsefi bir tasarımla din ve siyaset sorununa yaklaşmak ve olması istenilen toplumsal düzeni ortaya koymada yatar. Farabi’de eksik olan tecrübi yön İbn Haldun’da giderilmeye çalışılır. İbn Haldun toplumu bir siyaset felsefecisi gözüyle değil, gözlem ve tecrübelerine dayalı olarak araştırma yapan bir sosyal bilimci anlayışıyla, tümüyle toplumsal olgulardan hareketle kavramaya çalışan ilk düşünürdür.
|
|
|
|
|
|
Mürûcu’z-Zeheb’te İslam Mezhepleri
|
|
Doç. Dr. Metin BOZKUŞ
|
İslâm Dini’nin temel kaynakları Kur’ân ve Sünnet’in, Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiîler ve Mecusîler gibi topluluklardan söz etmesi, onların dinleri ve medeniyetleri hakkında özlü bilgiler vermesi, Müslümanları devletler ve milletler tarihi, dinler tarihi ve peygamberler tarihi gibi konularla ilgilenmeye yöneltmiştir. Bu nedenle Müslüman tarihçiler de, gerek önceki milletleri ve devletleri, gerekse İslâm döneminde yaşayan ve çeşitli dinlere mensup olan toplulukları inanç, ibadet, kültür ve medeniyet değerleri ile birlikte inceleyen eserler vücuda getirmişlerdir.
|
|
|
|
|
|
Fârâbî’de Felsefenin Serüveni
|
|
Ali TEKİN
|
Çalışmamızda Fârâbî’nin (870-950) düşüncelerini inceleyeceğiz. İkinci Öğretmenin kendi bireysel kişiliği; yani Fârâbî ile filozoflar ve felsefe arasındaki diyaloğu ele almayı hedefliyoruz. Ancak bu esnada kendi benimizin de farkında olmamız gerekiyor. Bu zorlu diyaloğu farklı sahnelerde seyre sunacağız. Hakikat sorunu merkezinde varlığa gelen felsefî düşünce ve onun tarih içerisindeki dolaşımı sorunlarına değindiğimiz bir giriş sahnesiyle başladık. Burhânî felsefenin zaman ve mekanı temel hareket noktamız oldu. Bundan dolayı ilk bölümü “felsefe öncesi dönem ya da hakikatin kayıp zamanları”, ikinci bölümü “felsefenin oluşum dönemi ya da hakikate giden yolun farklı evreleri” şeklinde isimlendirdik. Yine burhânî felsefenin yanında durarak filozofla birlikte geleceğe dair bir okuma yapmanın gerekliliğini düşündüğümüzden dolayı da üçüncü bir başlık açtık ve “felsefe sonrası dönem ya da hakikatin tarih ve toplumlara açılım evreleri” başlığı altında din ve ardından da fıkıh ve kelamı inceledik. Felsefenin doğal oluşum evreleridir bunlar. Ancak Fârâbî, bu doğal oluşum sürecinin bazı kademelerinin bazı toplumlarda farklı sebepler dolayısıyla tek bir seyir takip edemeyebileceğini de belirtmiştir. Biz doğal süreci takip ettik ve filozofla birlikte felsefeyi ve felsefenin serüveninin, tarihî-coğrafî dolaşımının doğal sahnesini resmetmeye çalıştık.
|
|
|
|
|
|
Kur’an’ın Kronolojik Okunuşu
|
|
Mesut Okumuş
|
Kur’an’ı nüzul sırasına göre tefsir etme niyet ve düşüncesi İslam dünyasında ilk defa Muhammed İzzet Derveze tarafından yirminci yüzyılın ikinci yarısında uygulamaya konmuştur. Onun bu girişimi daha sonra başka müfessirlere de ilham kaynağı olmuş, gerek ülkemizde ve gerekse diğer İslam ülkelerinde arka arkaya nüzul tertibine göre yazılmış birçok yeni tefsir neşredilmeye başlanmıştır. Ülkemizde Mehmet Zeki Duman, Fas’ta Muhammed Abid el-Câbirî gibi daha birçok çağdaş İslâm âlimi tefsirlerini nüzul sırasına göre yazmayı tercih etmişlerdir.
|
|
|
|
|
|
Allah’tan Âlem’e İlâhî Fiiller
|
|
Dr. Sinan ÖGE
|
Allah’ın varlığını ve etkinliğini tümden ya da kısmen reddeden anlayışları reddeden Kur’ân, kâmil nitelikleriyle yetkin, aynı zamanda tarih içerisinde tezahür eden fiilleriyle etkin bir Allah inancı sunar. Kur’ân’da, birbirinden farklı yüzlerce fiili ve bunların tekrarlarıyla birlikte binlerce tezâhürüyle sürekli aktif olan bir Allah anlatılmaktadır. Bu bağlamda ilâhî fiiller Allah’ın kâinat, insan ve toplum düzeyinde etkinliğinin göstergeleridir.
|
|
|
|
|
|
İslâm Hukuk Biliminde Norm-Amaç İlişkisi
|
|
Talip Türcan
|
İslâm Hukuk Biliminde Norm-Amaç İlişkisi başlıklı çalışmamız bir hukuk bilimi incelemesidir. Bir hukuk bilimi incelemesinde, değerlendirmelerin bir olgu olarak hukuk, hukuk düzenleri ya da onlara ait mevcut normlar üzerinden yapılması gerekmektedir. Zira bilimsel bilgi, objektif düzeyde tanımlanabilir ve gerçeklik ya da geçerlilik açısından denetlenebilir nitelikte olmalıdır. Bu itibarla çalışmamızda norm-amaç ilişkisi, olması gereken değil, olan hukuk bağlamında ele alınmıştır. İslâm hukuk biliminin klasik kaynaklarındaki tartışmaların analiz edilmesi yoluyla norm-amaç ilişkisinin nasıl kavrandığı belirlenmeye çalışılmıştır.
|
|
|
|
|
|
Bilgi Sosyolojisi ve İslam Araştırmaları
|
|
Adil ÇİFTÇİ
|
Aşkın kaynaklı Vahyin tarihe girişinin tarihsel-toplumsal zemini, İslam’ın doğmaya başlaması, metin olarak tarihte, tarihle ve tarih aracılığıyla hatta yardımıyla Kur’ân’ın kuruluşu; onda geçen hâdiseler, ilişkiler, terim, kelime, kavram, inanç ve uygulamalar; Peygamber’in kendisine ve davranış tarzına (Sünnet) dâir anlatılar; kurucu ve kurulan kelime, kavram, inanç, uygulama ve diğerlerinden müteşekkil Hadisler; Kur’ân’a ve Peygamber’e dayandırılan geleneksel kela-mî, hukukî ve tasavvufî inançlar, fikirler ve tatbikatlar; bunlara yaslanarak kurulan mezhepler, tarikatlar ve savundukları görüşler (ki bunların tamamına fenome-nolojinin özel ve özgün kullanımı ve tanımıyla ‘bilgi’ adını veriyoruz) din sosyolojisine dönüştürülen bir fenomenolojik bilgi sosyolojisi bakış açısıyla; yani “her türden dinsel ‘bilgi’nin ancak ortaya çıktığı veya çıkarıldığı bağlamlarda anlaşılabileceği ve anlamlan-dırılabileceği” görüşüyle yeniden ve tekrar tekrar incelenmelidir.
|
|
|
|
|